Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

 

 

 

"Artuklular'dan Günümüze Mardin"

 

edebiyat öğretmeni

şekip yurttaşer

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Tarihe dalsam

İçinden çıkamam

Ya coğrafyan desem

Bir başka alem…

 

(OKUMA PARÇASI)

( DÜNYANIN ÜÇ KENTİNDEN BİRİ)

MARDİN’E DOĞRU

Bir türlü bitmeyen dik yokuşlardaki virajların azaldığı bir yerde gözlerinizi yukarıya doğru dikip bakacak olursanız; dağların en üst kısmında Mardin'in; tahtına oturmuş vakarlı, yüce bir imparator gibi sizleri selâmladığını görürsünüz...Üzerinde bulunduğunuz bu yollar, dağların yarılıp düzeltilmesi ile oluşturulmuştur.

Bu yoldan biraz daha yukarı doğru çıkıldıkça şöyle bir arkanıza veya sağınıza baktığınızda ise arkanızdaki kalan her şeyi, taşıtları ve Kızıltepe Ovasını havadan seyrediyormuşsunuz hissine kapılırsınız...

Biraz sonra Mardin'i bir uçtan bir uca bağlayan biricik caddesi üzerindesiniz... " Biricik caddesi " diyorum zira Mardin'in bu ana caddesi, tek cadde olduğu gibi iki arabanın yan yana geldiklerinde sığamayacakları kadar da dardır. Artık;Mehmet’lerin, Josefin’lerin, Ömer'lerin, Corc'ların, Abdulkadir'lerin, Hanna'ların, Sıraç'ların, Karolin'lerin, Nezir'lerin, Linnet'lerin, Elizabet’lerin, Hıdır'ların, Rafel’lerin, Şevko'ların, Emanuel’lerin, Sabiha'ların, Viktorya’ların diyarındasınız. Artukoğulları'nın başkenti, coğrafik yapısı bakımından yalnız Türkiye'nin değil, belki de dünyada eşi benzeri olmayan nadide yaşlı şehir ve UNESCO tarafından Kudüs ve Venedik’le birlikte dünya mirasına aday kent seçilen Mardin'desiniz.

Akıp giden zaman, yeryüzünde çok şeyleri değiştirdi, bu değişiklikler arasında şüphesiz ki şehirleşme ve imâr plânları da vardır. Mardin, hâlâ dört bin yıllık geçmişini korumaktadır, bu özellikleri daha iyi kavrayabilmek için dilerseniz ana caddeden ayrılıp mahalle ve sokaklara doğru kayalım...

Mahallelerde karşılaştığımız manzaralar, bizleri bu günümüzden alıp geçmiş yüzyılların ötesine götürecektir... Üst üste yapılmış, biraz mağaraları andıran Mardin'in sert kışından etkilenmeyen, yazın ise o kavurucu sıcaklara rağmen serin olan sağlam binalar  dimdik ayaktadır. Genellikle iç kısımlarında birer kuyu bulunan evler gündüzleri bile ışık yakmayı gerektirecek kadar gün ışığından mahrumdur. Mahalle araları alelâde düz olmayıp basamak basamak merdivenlerden oluşmuş ve buralara herhangi bir taşıtın girmesi kesinlikle mümkün değildir.- Tabii Merkepten başka-  az kalsın unutuyordum, bu mahalle aralarında gece gündüz akmakta olan, tarihi  çeşmelerinde halkımız çamaşır, kilim gibi şeyler yıkamakta, içecek sularını da bunlardan karşılamaktadır.Bunu da vurgulamaktaki amacım, mahalle aralarında ellerinde veya omuzlarında testi, kova, bidon gibi şeyler taşıyan kadın, kız, çocuk görürseniz şaşırmamanız içindir.

Mübâlağasız diyebilirim ki yüzyıllarca önce vefat eden Mardinli ulular bugün dirilecek ve Mardin'de şöyle bir seyrâna çıkacak olurlarsa eminim ki her şeyi "yapısal" olarak bıraktıkları gibi bulacaklardır.

Hem tarihi, hem turistik hem de folklorik yönüyle  bir dünya kenti olan Mardin’in,

güneyinde Suriye-Irak, kuzeyinde Diyarbakır, doğusunda Siirt, batısında Şanlıurfa bulunur. 40-42 derece boylamlarla, 36-38 derece kuzey enlemleri arsındadır. Denizden yüksekliği ise yaklaşık 1083 metre olup yüzölçümü  12.760 kilometrekaredir.

Etrafı, bağ, bahçe, badem ağaçları ve bostanlarla doludur. Yukarı Mezopotamya bölgesinde olan Mardin, 30 ila 50 km arasında değişen bir genişlik ve 270 km. uzunluğunda bir ovaya sahiptir. Bu yüzden eski çağlarda dünyanın sayılı tahıl ambarlarından sayılırdı.

Arpa, buğday, mercimek ve pamuğun yanı sıra; zeytin, kavun, karpuz, domates, ceviz, kiraz gibi belli başlı meyve, sebze ve tahıllar yetiştirilir.  (Her yılın Haziran ayında  KİRAZ FESTİVALİ  düzenlenmektedir.)

Kızıltepe, Nusaybin, Midyat, Derik,Mazıdağı,Ömerli , Yeşilli, Savur gibi  tarihi ve turistik ilçeleri bulunmaktadır.

Tepelerinde soğuk, şehrin içinde bahar, yamaçlarında güz ve ovalarında sıcak rüzgarların estiği  Mardin’de, bir günde tam dört mevsim bir arada yaşanır.

 

 

 

ESKİ ÇAĞLARDA MARDİN

(MEZOPOTAMYA BÖLGESİ  VE MARDİN)

Doğuluların El Cezire, Batılıların ise Mezopotamya adını verdikleri bu bölge; ön Asya’nın  iki büyük ırmağı olan Dicle ile Fırat arasında kalan coğrafi bölgenin adıdır. Irak’taki Basra Körfezi’nden Ağrı Dağı yakınlarına, İran yaylasından Suriye’ye kadar uzanır.

Dicle ve Fırat nehirlerinin hayat verdikleri bu bölge; Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasındaki ulaşım yollarının kesiştiği noktadadır. İşte Mardin bu bölgenin eşiği durumundadır.

Hiç şüphe yok ki dünyanın ilk büyük medeniyetleri burada görüldü ve bugün  batılıların kullanmakta olduğu üstün teknolojinin  temelleri de yine ilk kez  bu bölgede atıldı. Bu durumun daha net anlaşılabilmesi için tarih boyunca bu bölgede kurulmuş bazı uygarlıkların gözden geçirilmesi gerekir. İşte bunlardan sadece birkaç örnek:

SUBARİLER:( M.Ö. 4500 – 3500) Tarımda ve el sanatlarında ileri gitmiş ve tarihte ilk kez altın ve gümüşü işlemek suretiyle güçlü bir uygarlık kurmuşlardır. Mardin’e ilk yerleşen kavim olduğu söylenir. Bundan sonra Mardin Sümerlerin egemenliğine girdi.

SÜMERLER (sinear) : M.Ö.3000 bin yıllarında Irak’ın güney bölgelerinde yaşarlardı. Bu kavim dünyada ilk defa YAZIYI buldu. Bu yazı, piktografik yani resim yazısı olup buna aynı zamanda çivi yazısı da denirdi.

Dünyada ilk defa yaşayış biçimlerini düzenleyen KANUNLAR yaptılar ve yine dünyada ilk defa KÜÇÜK ŞEHİR DEVLETLERİNİ onlar kurdular.

M.Ö.1950 yıllarında tarih sahnesinden çekilen Sümerlerin dili ve edebiyatı ile dünya görüşleri  batıya da yayıldı. O dönemlerde Hititler ve yine medeniyetler ülkesi olan Mısır’ın bütün okullarında Sümerce dili kullanıldı ve öğretildi. Ayrıca Nuh Tufanını anlatan GILGAMIŞ DESTANI ile  edebi  eserlerin başka türleri de ilk defa bu bölgede görüldü, bunlar daha sonra İbrani Efsaneleriyle batı efsanelerine de temel  teşkil etti.

Mardin, Sümer Kralı Logazekiz döneminde Sümerler’in hâkimiyetine girdi. (M.Ö.2850)

Sümerlerden sonra bu bölgede onlarla beraber yaşamış ve yüksek medeniyetler kurmuş olan Samiler (Akkad), Elamlılar ile Babiller’i görürüz.

 

 

BABİLLER:  (M.Ö. 1800) büyük kral Hammurabi döneminde dünyada ilk defa  merkezileştirilmiş bir devlet kuruldu. Ayrıca bu dönemde 300 maddelik medeni ve ceza  hukukunu içeren kanun derlemeleri de yapıldı.

Gökyüzünü ve gök cisimlerini incelemek amacıyla rasathâne olarak yapılmış BABİL KULESİ  ile dünyanın yedi harikasından olan BABİLİN ASMA BAHÇELERİ yine bu dönemin ihtişamını sergileyen  şaheseridir.

Babillerin devamı olan ASURLULAR’A gelince: özellikle kral Asurbanipal (M.Ö.688-626) döneminde binlerce tabletle  (levha) dolu dünyanın ilk  ünlü KÜTÜPHANESİ kuruldu.

Mardin’in Asurlular dönemindeki adı ERDOBA idi.

Mardin, Asurlular’dan sonra sırasıyla; Urartular, Sityaniler ve Perslerin egemenliğine girdi. Nitekim Mardin’de Pers Kralı Darius dönemine ait bir çok tarihi eser ve yapı bulunmaktadır. Bunların başında da Mardin yakınlarında bulunan Dara harabeleridir. Persler’den sonra Mardin, Makedonya Kralı büyük İskender’in hâkimiyetine girdi.

 

 

(OKUMA PARÇASI )

BÜYÜK İSKENDER MARDİN’DE  

Helenistik medeniyetin kurucusu olan Makedonyalı Büyük İskender’in amacı bütün dünyayı ele geçirmek ve tek  bir bayrak altında  toplamaktı.

Bu amacını gerçekleştirmek için Makedonyalı Büyük İskender, M.Ö.  334 tarihinde Hindistan seferine çıktı. Bu arada İpek yolu üzerinde bulunan Mardin’e uğradı.Ancak Mardin’e bağlı Savur ilçesi ile bugün buraya bağlı bir köy olan Erbil’de Pers Kralı Darius (Dara) Yuvanişin ile savaştı ve bu savaşı kazanarak Mardin’i  aldı.

Büyük İskender, Pers kralı Dara’yı yendikten sonra, O dönemlerde Pers’lerin büyük kentlerinden sayılan ancak bugün Mardin’e  bağlı tarihi bir köy olan Dara’da  düzenlenen bir törenle  ünlü Dara takı altından geçti.     

Bundan sonra Büyük İskender, belirli bir süre Mardin’in Vadi Safa adı da verilen Zınnar bahçelerinin  arasında  bulunan şahane bir konakta dinlenerek  seferinin geri kalan kısımlarına ait plânlarını da yine bu konakta yaptı.

Büyük İskender’in kalıp dinlendiği konak, BÜYÜK İSKENDER KONAĞI adıyla  halen dimdik ayaktadır. 

 

 

 

 

 

Romalılar ve MARDİNOM

Büyük İskender’den sonra çeşitli kavim ve toplulukların istilasına uğrayan Mardin’e M.S.560 yıllarında Romalılar egemen oldu. Romalılar.  Mardin’e  MARDİNOM derlerdi. Bu dönemde Mardin,  Hıristiyanlığın Süryani Kadim mezhebine mensup olan, Kral Arsus ve Mardin’e ismini verdiği rivayet edilen kızı Meri tarafından yönetildi.  

(Mardin adının kaynağına dair bir başka rivayete  göre ise  “Mardin” sözcüğünün Süryanice’den “kaleler” anlamına geldiğidir. Gerçekten de kentin çevresinde Kartal Kalesi, Kız Kalesi, Kuş Kalesi, Arur Kalesi, Erdemeşt kalesi, Rabat Kalesi, Dara Kalesi, Hisarkaya Kalesi  vb. gibi daha da bir çok kale bulunmaktadır.  ) 

 

Yaklaşık olarak miladi 640 yıllarında İslam aleminin büyük Halifesi Hz.Ömer’in değerli komutanlarından biri olan  İlyas Bin Ganem Mardin’i fethetti.  Süryanilerle bir anlaşma imzalayarak buranın idaresini Meri ile Amud’a bırakarak geri çekildi. Meri  ile Amud ve bunların ardılları Mardin’e 100 yıl kadar bir süre  hükmettiler.(Hz. Ömer’in Süryan-i Kadîmleri işaret ederek; “ Onlar, benim yetimlerimdir.Onları himaye ediniz ve onlara sakın dokunmayınız.” Anlamını taşıyan ve Mardin’e gelmiş İslam ordularına yönelik olarak yayınlanan ‘ahitnâmesi’’nin bu yıllara ait olduğu sanılıyor. Hz.Ömer’in bu ‘ahitnâme’si bugün Mardin Deyr ul zafaran Manastırı’nda koruma altındadır.”

Mardin, bundan sonra yaklaşık 100 yıl kadar  boş ve sahipsiz kaldı. Miladi 800’lü yıllardan sonra da sırasıyla Arap olan Emeviler ile  Abbasiler’in egemenliğine girdi. Miladi 9.veya 10.yüzyıllarda da yani yaklaşık 1096’da Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve buna bağlı olarak yine Mardin’de Artuklu Beyliği kuruldu.(1105-1409)   Daha sonra sırasıyla Türkmen aşiretleri olan;  Karakoyunlular (1409), Akkoyunlular(1431), Safeviler (1507) ile 1517’de Osmanlıların egemenliğine giren Mardin, 1919’da Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı.

                                    *          *           *

 

Mardin Folklorunun ilginç olmasının temelinde yatan en önemli nedenlerden birincisi, Mardin’in değişik tarihlerde değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmış olması,  ikincisi de Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştikleri nokta ile tarihi İpek Yolu üzerinde olmasıdır

Ancak Folklor bölümüne geçmeden önce, Mardin’in kültürel yaşamında derin izler bırakan  1105 ilâ 1919 yılları arasındaki dönemi çok kısa bir şekilde özetlemek istiyorum:

 

( ÖZET olarak alınmıştır.)

MARDİN’DE ARTUKLU  BEYLİĞİ DÖNEMİ (1105  1409)

 

Büyük Selçuklu İmparatorluğuna bağlı Artuklu Beyliği’nin  Mardin’deki İlgaziye  şubesinin kuruluşu 1105, yıkılışı 1409,   314 yıl süren  bu idare zamanında, toplam  18 hükümdar  gelip geçti. Bu dönem aynı zamanda Mardin’in tarihteki en parlak dönemidir.

 

Artuklu Beyliği döneminde Mardin ve Mardin’e bağlı bütün yerler bayındır eserlerle süslendi. Camiiler, hanlar, saraylar, kervansaraylar, köprüler. Hamamlar, medreseler, şifa hâneler, bilimsel araştırma yerleri gibi eserler inşa edildi  kiliseler, manastırlar korundu ve onarıldı.

 

Artuklulara adını veren Artuk Bey’e gelince: Abdulgani Efendi’nin Mardin Tarihi adlı eserinde belirtildiği üzere Artuk;   b. Eksuk  b. İlgazi   b. Davut  aslen Mavereünnehir’ deki  Şehriman köyünden olup, Türkmen’dir. (Azerbaycan)

 Diyarbakırlı Abdulgani Efendi kendi eseri olan Mardin Tarihi adlı eserinde yine belirttiğine göre Artuk Bey, Selçuklu İmparatoru Alparslan’ın seçkin komutanlarından olup aynı zamanda  damadı idi. Artuk Bey, evli olduğu Alparslan’ın kızından; Sokman, İlgazi, Behram, Hasan adlı dört çocuğu  oldu. Bunlardan:

Behram’ın    Belek veya Balak,(bugün Harput Kalesinde bir büstü bulunmaktadır.) (Melik ul cebbar Eminuddin) SOKMAN’ ın; İbrahim, Davut, Süleyman...

(Necmedin) İLGAZİ’nin ; Hüsameddin Timurtaş, Süleyman, Ayaz.

 Hasan’ın ise;Yakut ve Ali adlı çocukları oldu.

MELİK UL CEBBAR EMİNÜDDİN SOKMAN BEY: 1099 Hasankeyf Emiri idi. Kardeşi Hasan’ın oğlu  Yakut, Mardin’e sahip oldu. Kısa bir süre sonra Yakut, Nusaybin yolunda öldükten sora yerine kardeşi Ali b.Hasan b.Artuk geçti.

İslami künyesi Eminuddin olan Sokman Bey, Hasankeyf’ten gelip Mardin’e el koydu ve Mardin’de hükümdar oldu.

1105 Şam ve Trablus’u Frenklerden kurtarmağa giderken bugün Suriye sınırları içinde bulunan Hama ile Humus yolunda vefat etti. Mezarı Hasankeyf’tedir. Aynı yıl içerisinde Bağdat’tan gelen kardeşi İslami künyesi  Necmeddin olan İlgazi Bey, Mardin’de hükümdar oldu.

Bilinen eserleri: EMİNUDDİN KÜLLİYESİ’dir. (aynı adı taşıyan mahallededir.)Camii, medrese, hamam, maristan (şifahâne yani hastahâne)

I.NECMEDDİN İLGAZİ: 1105 Artuklu Türk Beyliği’nin resmen kurulduğu ve Mardin’in de bu beyliğin  başkenti olarak ilan edildiği tarihtir. İlgazi, Kendi adıyla anılan mahallede bir camii ve bitişiğinde bir medrese yaptırıp harap olmuş Mardin’i onardı.(bu tarihlerde Selçuklu Sultanı Muhammed iktidardaydı.)

İlgazi dönemi, Artukluların parlak dönemlerindendir. Kendi adına sikke bastırdı. Fransızların yenildiği ve başta Halep olmak üzere Suriye’nin büyük bir kısmının Artuklu Beyliği topraklarına katıldığı dönemdir. (Selçukluların başında Muhahammed’in oğlu Sultan Mahmut bulunmaktaydı.) Urfa, Harran, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ ve çevrelerinin hepsi Mardin hükümeti topraklarına yine bu dönemde katıldı.

1122’de Necmeddin İlgazi Silvan’da vefat ederek oraya defnedildi. (Ferdi Katip de naaşının Mardin’e getirilerek kendi yaptırdığı Asfar camiine defnedildiğini söyler.) Yerine İslami künyesi Hüsameddin olan oğlu  Timurtaş geçti..

Bilinen eserleri: Kendi adıyla anılan mahallede KÜLLİYESİ vardır. ( Camii, Medrese, Hamam) Camiin adı NECMEDDİN CAMİİ veya CAMİİ ASFAR’ DIR. Bu külliyeye aynı zamanda Maristan adı verilmektedir.

 

ÖNEMLİ NOT :

A) Necmeddin İlgazi tarafından yaptırılan Mardin’deki Maristan Hamamı,   Anadolu’da Türkler tarafından yaptırılan ilk hamamdır.

B) Aslında Sokman Bey ile İlgazi Bey’in  külliyeleri birdir. Şöyle ki; Sokman Bey, yaptırmakta olduğu külliyesinin yapımı bittirilmeden vefat ettiği için aynı külliye İLGAZİ BEY tarafından tamamlandı.

 

I. HÜSAMEDDİN TİMURTAŞ: 1122-1152 Bunun hükümdarlığı  döneminde Türk’ün Kayıhan sülalesine ait işaret ve damgaların bulunduğu sikkeler bastırıldı.Yine bu dönemde Mardin, Diyarbakır, Irak ve Halep’te büyük deprem oldu.

1152’de vefat etti. Kendi adıyla anılan ve sonra harap olan Mardin Hüsamiye Medresesi’ne defnedildi. Yerine oğlu İslami künyesi 2. Necmeddin olan Alpi oturdu.

Bilinen eserleri:  Hüsammiye camii ve medresesi bunların içerisinde de; Hüsameddin Timurtaş, Mansur 4.Necmeddin, Davut Muzaffer Fahreddin ve Necmeddin Alpi’nin mezarları mevcutken bu gün bunlardan eser kalmamıştır.

Yitik olan bu eserlerin, o dönemlerde ilimiz Savurkapı Mahallesinde yaptırıldığı tahmin ediliyor.

 

 

ÖNEMLİ NOT:

Sürmekte olan Haçlı Seferlerine rağmen, Mardin’deki kilise ve Manastırların onarımı  Hüsameddin TİMURTAŞ’ın emir ve direktifleriyle devlet tarafından  yaptırıldı.

 

II . NECMEDDİN ALPİ. 1152 1165 yılları arasında hükümdarlık yaptı.Vefat ettikten sonra  babasının yanına defnedildi. Yerine İslami künyesi  Kutbeddin olan oğlu İlgazi geçti.(Abbasi Halifelerinden El Mustadıl billah ile müşterek sikkeleri vardır.)

 

I. KUTBEDDİN İLGAZİ  1165-1180 yılları arasında hükümdarlık etti. Mardin’deki Ulu camii, Kayseriye Kervansarayı ile annesinin adını taşıyan Site i Radyye diğer adıyla Hatuniye Medresesi’ni yaptırdı. Abbasi halifelerinden El Nasıruddin ile ortaklaşa sikke bastırdı.1180’de vefat etti.  Mardin Bab’ıl sûr mahallesindeki Sıtte i Radiyye Medresesi’ne annesinin yanına defnedildi. Yerine henüz küçük olan oğlu 2.Hüsameddin (YAVLAK veya YOLUK ARSLAN) oturdu.

Bilinen eserleri: ULU CAMİİ (aynı adı taşıyan mahallede) ayrıca Sıtte i Radiyye (Hatuniye) Medresesi ve Mescididir. Burada Kutbeddin İlgazi ve annesi Site i Radiyye Hatun’un mezarları vardır. Bugün Mardin’de Kayseriye pasajı olarak bilinen Kayseriye Kervansarayı da onun döneminde yaptırıldı.

2.HÜSAMEDDİN YAVLAK ARSLAN : Babasının tahtına on yaşlarında oturdu. Yaşı küçük olduğu için devletin yönetimi dul nesiyle evlenen vezirleri Nizameddin Bakış’ın eline geçti. 1204 yılında 28 yaşında vefat etmesi üzerine yerine kardeşi Ahmed Nasıruddin İslami künyesiyle tanınan Artuk Arslan geçti. Artuk Arslan, devlet idaresini ele geçirebilmek ve babasının tahtına oturabilmek için üvey annesiyle evli olan vezirleri Nizameddin Bakışı’ı öldürmek zorunda kaldı.

 

AHMED NASIRUDDİN ARTUK ARSLAN 1204-1240 yılları arasında hükümdarlık makamına oturdu. Şehidiye camii ve yanındaki hücreler, Kızıltepe’deki Ulu camii ve medresesi bunun zamanında yaptırıldı.

Artuk Arslan döneminde fen ilimlerine önem verilmiş olup,Ebul Iz El Cezeri adlı Mardinli bilim adamı tarafından, denge ve prensipleri ile ilgili çalışmalar, dekoratif şekilde su fışkırtan fıskiyeler, saraydaki misafirlere ellerini kurulamaları için havlu tutan ilk otomatlar yapıldı. Ayrıca Artuk Arslan kendi adın sikke bastırdı.

Tatarların Mardin’i istila edip yağmalamaları yine Artuk Arslan döneminde oldu. 35 yıla yakın hükümdarlık yaptı

1239-40 ta öldü. Şehidiye camiine gömüldüğü rivayet ediliyor. Yerine oğlu melik Said 3.Necmeddin Gazi oturdu.

Artuk Arslan’ın bilinen eserleri: ŞEHİDİYE CAMİİ, (minaresi 1913’te yaptırıldı. Aynı adla anılan mahallededir)

DUNAYSIR (Kızıltepe) ULU CAMİİ,

DUNAYSIR RASATHÂNESİ (Kızıltepe’de gözlemevi),  1949 yılında yıkıldı.

Kızıltepe’de bir hamam ve medrese (yıkıntıları duruyor.)

Kızıltepe’de Zergan Deresi’nin üstündeki  DUNAYSIR  Köprüsü,

Taceddin Mesud  Medresesi ( Harzem): Kızıltepe’nin 8. km. kuzey-doğusunda Zergan deresi kenarında ARTUK ARSLAN’IN azat  edilmiş kölesi  Taceddin Mesud tarafından yaptırıldı. (1230)

 Not: Burada adı geçen Kızıltepe,İpek yolu üzerinde bulunan Mardin’in en büyük ve aynı zamanda il merkezine en yakın ilçesidir. Artuklular dönemindeki adı DUNAYSIR olan Kızıltepe’nin Osmanlı döneminde adı, Koçhisar olarak değiştirildi.

 

(OKUMA PARÇASI) 

ORTAÇAĞIN MEDENİYET GÜNEŞİ

MARDİN’DE İLK BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

Ortaçağ Avrupa’sında görülen  karanlık düşünce, koyu taassup, cahil ve baskıcı zihniyetlerden en fazla etkilenen yine Avrupalı bilimciler  oldu. Bu çağda bilim adamları, zindanlara ve tımarhanelere kapatılırken yazılmış bilimsel eserleri de tek tek yakılmak suretiyle imha edildi. İşte tam bu esnada Mardinli Süryani bilim adamları harekete geçtiler ve bu eserleri tercüme ederek böylece kayıt altına aldılar.

 

(OKUMA PARÇASI)  

MARDİN’DE İLK RASATHÂNE (GÖZLEMEVİ)

Artuklu Beyliği döneminde, Mardin’in Dunaysır ilçesi bu günkü adıyla Kızıltepe’de Eski Ulu camii bitişiğinde, Artuklu Bey’i Melik Ahmed Nasıureddin islâmi künyesiyle bilinen Artuk Arslan tarafından 1200’lü yıllarda bir rasathâne (gözlemevi) kuruldu. 1940’lı yıllara kadar ayakta duran bu eşsiz rasathâne bu yıllardan sonra ne yazık ki yıkıldı.

 

 

 

(OKUMA PARÇASI) 

MARDİN’DE İLK OTOMATLAR (ROBOTLAR)

Ebu’l Iz İsmail El Cezeri adlı Mardinli bilim adamı, Artuklu  Beyliği’nin başkenti Mardin’de, 7.Artuklu Beyi Ahmed  Nasıruddin  Artuk Arslan'ın isteği üzerine sarayda bir çok mekanik araçlar yaptı. Bunlar arasında; SU SAATLERİ, dekoratif biçimde SU FIŞKIRTAN FISKİYELER, Artuklu sarayında yemekten önce ve sonra  ELLERİNE SU TUTAN, sonra kurulamaları için HAVLU UZATAN OTOMATLAR icat edildi. Bu icatlar karşısında ziyaretçiler hem şaşırıyor hem de seyrederek eğleniyorlardı.

El Cezeri’ nin kitabında bu buluşların nasıl çalıştıkları anlatılır. Bu kitapta ayrıca HAVA , BOŞLUK VE DENGE PRENSİPLERİ hakkında da  bilgiler veriyor.

 

MELİK SAİD 3. NECMEDDİN GAZİ 1239-1260 yılları arası yaklaşık olarak 21 yıl iktidarda kaldı ve adına sikke bastırdı. Bunun döneminde Yeşmut b.Hülagü b.Tu lui b. Cengiz Han tarafından Mardin istila edildi. Vefatından sonra yerine Birecik valisi olan oğlu MUZAFFER KARAARSLAN  geçti.

 

MELİK MUZAFFER KARAASLAN 1260? 1292? Yeşmut’un izniyle Mardin’deki saltanat tahtına oturdu. Adına basılmış sikkeleri vardır. Kendi adıyla anılan bir camii ve bir medrese yaptırdı. 28 yıl iktidarda kaldı.1292’de öldü. Kendi medresesine gömüldü.  Yerine oğlu Şemseddin Davud oturdu.

Bilinen eserleri: MUZAFFERİYE CAMİİ Bu eser, 1260 ila 1285 yılları arasında yaptırıldı.

MUZAFFERİYE MEDRESESİ (BELKA MEDRESESİ) 1260 ila 1285 yılları arasında yaptırıldı. Mardinli Ünlü tarihçi Ferdi Katip,Mardin Artukluları Tarihi adlı eserinde bu medresenin mimari açıdan dünyada eşsiz olduğunu anlatır.

Gerek Camii  gerekse Medrese yıkılmış ve bunların enkazı üzerine Osmanlılar döneminde 1899 yılında bir okul yaptırıldı. (Bugünkü Kız Meslek Lisesi)     

Not: Yeşmut, Mardin’in ileri gelenlerini MUZAFFER KARAASLAN’A  öldürttüğü iddia ediliyor.

Ünlü Venedikli gezgin Marco Polo büyük ihtimalle bu melik zamanında Mardin’e gelmiştir.(1254-1324)

  

(OKUMA PARÇASI)

VENEDİK-MARDİN

MARKO POLO MARDİN’DE: Bilindiği üzere M.S.1200 yıllarında Mardin, Artuklu  Beyliği’nin  başkenti idi. Yine aynı tarihlerde  Venedikli gezgin Marko Polo, Avrupa’dan Asya’ya giderken Tarihi İpek yolu üzerinde bulunması nedeniyle hem dinlenmek hem de kenti gezip görmek için Mardin’e de uğrardı.

Marko Polo, Mardin’de konuk olarak kaldığı günler içinde; minare ile çan kulesinin yan yana,  ezân ile çan sesinin aynı anda bir arada yükseldiğini, Müslüman ve Hıristiyan ahalinin  içi içe ve hatta bunun da ötesinde birbirlerinin bebeklerini emzirecek derecede candan,  samimi ilişkiler  ve hoşgörü içerisinde kardeşçe yaşadıklarını,  aralarında özellikle  dine dayalı olarak hiçbir ihtilâfın olmadığını görerek çok duygulanmış ve bu duygularını da  şöyle ifade etmiştir:

 “Ben insanları uygar olan iki şehir gördüm; bunlardan biri Venedik, diğeri ise Mardin’dir.

Aradan on asır geçer ve tarihler 2000’i gösterirken UNESCO,  Mardin ve Venedik şehirlerini dünya mirasına aday kentler olarak seçer.  Bu durum, sizce de garip bir rastlantı değil midir?…

önemli not:

Venedik altın lirası, Mardin’de YALDUZİ olarak adlandırılırdı, Mardinli hanımların boyunlarına kolye olarak kullandıkları yalduzi, yakın bir geçmişe kadar Mardin’de, değerli ziynet eşyaları arasında sayılırdı.

 

El Melik ŞEMSEDDİN DAVUD: Ancak bir yıl iktidarda kalabildi. Vefatından sonra yerine 1292’de kardeşi Mansur 4. Necmeddin Gazi geçti.

MANSUR 4. NECMEDDİN GAZİ 1294-1312 yılları arasında saltanat sürdü.    Mardin’i onardı. Edip ve sanatçıları korudu. Bu gün mevcut olan Firdevs Köşkünü (1302), Ravza bahçelerini yaptırdı. Kaledeki camiyi onardı. Zamanında sikke bastırıldı.

Kızı Dünya Hatun’u Cengiz soyundan Muhammed Hudabende’ye (Müslüman olmadan önceki adı OLCAYTU b.Hülagü b.tu lui b.cengiz han) vererek Tatarlarla ilişkileri düzeltti. Yine bu dönemde ünlü Arap gezgin İbn ıl Batuta Mardin’e geldi. Ancak bazı tarihçiler Ibın Batuta’nın Melik Mansur döneminde değil de oğlu Melik Salih döneminde Mardin’i ziyaret ettiğini yazarlar.  

1312’de öldü. Kendi yaptırdığı medreseye defnedildi. Yerine oğlu Adil İmaduddin geçti.

 

 

(OKUMA PARÇASI )

 

İBNİ BATUTA MARDİN’DE

Arap aleminin yetiştirdiği   dünyanın   en  büyük   gezginlerinden  olan   Fas’lı   Ibn Batuta;  “Ibn  Batuta  Seyahatnâmesi”  adlı   eserinde,  XII.yy.da  Artuklu   Beyliği’nin   başkenti  Mardin’e  yaptığı  geziyi şöyle anlatır:

 "1329  senesinde  Mardin’e  vardık.  Hükümdarı el-melik   es  Salih b.el-melik  el   Mansur  idi.  Bu Mardin;   dağ   eteğinde   kurulmuş muazzam   bir   beldedir.  Uygar   İslâm   memleketleri   arasında;  en      hoş     ve     güzel   ve   sağlamdır.    Çarşıları    güzeldir,  orada  en  meşhur    yünden   meşhur   kumaşlar   dokunuyor.  Yüksek  bir  kalesi   vardır   ki meşhur kalelerden sayılır  ve  yüksek  bir  dağın  zirvesinde kurulmuştur."  (Katip Ferdi: Mardin Artukluları Tarihi)

ADİL İMADUDDİN (ADİL ALPİ veya İMAMEDDİN ALİ) 1312  on sekiz gün sonra zehirlenerek öldürüldü.Yerine kardeşi Salih geçti.

 

El Melik SALİH (diğer adı SALİH ŞEMSEDDİN MAHMUD)   (1312-1367) kırkı erkek, altmışı kız olmak üzere yüz evladı vardı. erkek evlatlarını daima yanında gezdirirdi. Babası zamanında  başlanan ancak yarım kalan bazı bayındır eserler onun döneminde bitirildi. 1367’de vefat etmesiyle Mardin Artuklu Devleti de zayıflamaya başladı. Yerine oğlu 2. Mansur geçti. Mardin Şehidiye Medresesi’ne defnedildi.

Eserleri: LATİFİYE CAMİİ 1369 aynı adla anılan mahallede, Melik Salih’in oğlu Abdullatif tarafından yaptırıldı.(minaresini 1846’da Musul valisi Mehmet Tayyar Paşa yaptırdı.)

 

2.MANSUR AHMED (1368) Bir yıl saltanat sürdü. Bu yılda da Karakoyunlu Türkmenlerin lideri Bayram Hoca Mardin’e saldırdı.

2.Mansur 1368’de vefat etti. Mardin Latifiye Camii bahçesine gömüldü. Yerine oğlu Melik Mahmud geçti.

ALTIN BOĞA adlı değerli bir veziri vardı. Mardin Medrese Mahallesindeki Altınboğa çeşmesi ile Altınboğa Medresesi bu vezir tarafından yaptırıldı.

Eserleri: BÂB’UL SÛR CAMİİ  aynı adı taşıyan mahallededir. Minaresini 1801’de Mardin hakimi Abdullah Ağa yaptırdı. Altın Boğa medresesi ve çeşmesi bu devrin önemli eserlerindendir.

 

 

2.SALİH MAHMUD Tahta oturur oturmaz, hükümdarlığın kendi hakkı olduğunu ileri sürerek ayaklanan amcası Muzaffer Fahreddin Davut ıbın Melik Salih ile savaşa tutuştular. Bu iç savaşla Mardin ikiye bölündü. 4 ay devam eden savaş sonucunda Melik Mahmud öldürüldü ve yerine bu savaşın galibi Muzaffer Fahreddin Davut Hükümdar oldu. Melik Mahmud’un mezarı kendi adıyla anılan Mardin’deki  Bab u sûr Mahallesindeki Melik Mahmut camiindedir.

Bab’ıl sûr Mahallesi’ndeki  Melik Mahmud camii (1367) bu dönemde yaptırılmıştır. (Bab’ıl sûr, Arapçadır. SUR KAPISI anlamına gelir. Bu zamanla değişmiş ve Türkçe olarak Savurkapı anlamına gelen Bab’ıl savur denmiştir ama aslı Bab’ıl Sûr’ dur.

NOT: Avusturya askeri kaymakamlarından EDUARD DE ZAMBAUR adlı bir bilimci, 1914’te Viyana’da basılan (Doğuya özgü sikkeler ilmine ait) “NOUVELLES CONTRİBBUTİONS A LA NUMUSMATİQUE” (yeni çalışma veya yeni değerlendirme) adlı eserinde; Melik Mahmud’un bakır ve silikçe  bir sikkesi vardır.Bu sikkenin bir tarafında: kelime-i şahadet ve etrafında dört halife adları, diğer tarafında ise: Mahmut ıbın Ahmed, etrafında “es sultan el melik es Salih hallada Allahu Mulkehu.”ibaresi yazılmıştır diyor. (Abdulgani Efendi:Mardin Tarihi S.85)

   

MUZAFFER FAHREDDİN DAVUD  1368-1376 yılları arasında yaklaşık 8 veya 9 yıl hükümdar kaldı. İlk yılında kardeşi Dünya yerine geçtiyse de bir yıl sonra Dünya’yı öldürüp tekrar iktidara geçti.) 1376’da vefat etti Yerine oğlu Tahir İsa oturdu.

Kızı Ümmü-l Hayr’ı  Akkoyunlu Türkmen aşiretinin lideri olan Osman Beg’in oğlu Ali’ye vermişti. Dolayısıyla ümmülhayr Hatun, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın annesiydi.

 

TAHİR İSA : 1376-1406 yılları arasında hüküm sürdü. 1383’te Karakoyunlu Türkmenlerinin lideri Kara Mehmet, Mardin’i kuşattı daha sonraları Sultan İsa’nın kız kardeşi ile evlenerek barış yaptı.

1394’teTimurlenk, Mardin’i kuşattı. Sultan İsa ile veziri Feyyaz b.Emir (bugün Mardin’de halen hamam olarak hizmete açık bulunan Emir Hamamı’nın sahibi) Timur tarafından İran’da Sultaniyye’de hapsedildiler. Ancak bir yıl sonra serbest bırakıldılar.

1401’de Timur tekrar gelip  Dunaysır’da (Kızıltepe) ovaya çadır kurudu. Mardin’i almak istedi. Bir söylentiye göre kendisine oğlu Uluğ Bey’in doğduğunu müjdelemeleri üzerine Dunaysır (Kızıltepe) dan hemen ayrıldı. (zaten buradan ayrıldıktan sonra Osmanlı Padişahlarından Yıldırım Bayezıt ile malum Ankara Savaşı’nı yaptı.)

Karakoyunlu Türkmenlerin lideri Kara Yusuf, Timur’un ölümünden sonra yanındaki kalabalık Türkmen heyetiyle Şam’dan  Mardin’e geldi ve Sultan İsa tarafından büyük bir törenle karşılandı.

Kara Yusuf, hamile eşini Mardin’in eşsiz medresesi Sultan İsa medresesi’nde bırakarak Musul’a gitti. Oğlu Cihanşah 1405’te bu medresede dünyaya geldi.

1406’da Diyarbakır Emiri ve aynı zamanda kız kardeşi Ümmülhayr’ın kayınbabası olan Akkoyunlu Kara Osman Beg ile yaptığı savaşta şehit oldu. Ayrıca bu savaşta (Osman Beg’in oğlu İbrahim Beg’de öldü.)

Cenazesi Mardin’e getirilerek Mardin Zinciriye Medresesine defnedildi. Yerine amcasının oğlu Şehabeddin Ahmed geçti.

Eserleri: SULTAN İSA MEDRESESİ VEYA ZİNCİRİYE MEDRESESİ’dir. Bu medrese Mardin’de aynı adla anılan mahallededir.

1385’te yaptırdığı bu medrese bünyesinde Hanefi ve Şafii camilileriyle mescitleri bulunuyor. Bu Medreseyi görüp de hayran kalmamak mümkün değildir.

 

(OKUMA PARÇASI)                   

TİMUR MARDİN’DE

 

Timur’un Mardin’i işgal ettiği 1394 yılında yanında bulunan  tarihçi  Arabşâh, Mardin’i şöyle tasvir eder:

 

“Kale yuvası gayet yüksekte olduğu için  avcıların yetişemediği Anka (masal kuşu) gibidir. Bir Emirdir ki  çok zamandan beri kocaya verilecek zamanı gelmiş olduğu halde daima bekâr kalan kızını kimse istemeye cesaret edemez.

 

Dağın zirvesinde inşa edildiğinden, uzaktan görünen, üzerindeki kulelerden ibarettir. Kubbesiyle, gök kubbesi arasında yalnız şu fark vardır ki gök kubbesinin zirvesi  daima hareket halinde olduğu halde bunun kubbesi hareketsiz ve sarsılması imkânsız gibi kalır. Kalenin arkasında  Hakk’a  inanmışların ruhu kadar geniş bir sahra vardır; bu sahrada aralarında pırıl pırıl menbaların (kaynakların) aktığı bahçeler, av hayvanları ile dolu ormancıklar, yemyeşil meralar (otlaklar) görülür. Öte tarafta keskin kayalar görülür ki,  en cesur adamlar bile tırmanmaya cesaret edemez ve birbirine girift, okunması kabil olmayan taştan bir elifba manzarası gösterirler. Yol kuleden kuleye ve kapıdan kapıya çıkar. Şehir süslü bir doku gibi kaleyi kuşatır ve ondan yiyecek ve su alır, gıdasını gökten aldığı için hayır ve şer her türlü harekata dayanır.”

             

Not: Bu metin, asıl adı Joseph Freiherr Von (HAMMER) ‘den alınmıştır.(Timur, Mardin’i Artuklu Hükümdarı Melik Tahir İsa bin Melik Fahreddin Muzaffer Davut döneminde işgal etti fakat şehri bir türlü alamadı.)

 

 

ŞEHABEDDİN AHMED B.İSKENDER B. SALİH  1407  Timurlenk’in yakıp yıktığı yerleri onarmayla uğraşırken yine bir Türkmen aşireti olan Karakoyunlu Kara Yusuf Mardin’i iki yıl boyunca kuşattı.

Zor  durumda kalan Şehabeddin Ahmed  19 HAZİRAN 1409 Salı günü  ağlaya ağlaya Mardin’i Kara Yusuf’a  teslim etti.

Böylelikle Mardin’deki Artuklu devri sona erdi.

Şehabeddin Ahmed  Musul’a doğru gitti ve orada vefat etti. Musa, Mahmud ve Abdulhay adlı çocukları kendilerine ait 3000 veya 4000 Türkmen, çadırlarıyla Sincar’a yerleşti.  (Sincar bugün Irak Devleti’nin sınırları dahilindedir)

Bu çocukların da vefatlarından sonra, çadırlarda yaşayan halklarıyla birlikte göçebe durumuna düştüler ve Sincar’ı da terk ettiler…

KEBBARE namıyla bilinen göçebe Türkmen aşiretinin, Artuklu Türkmenlerinin ardılları olduğu tahmin ediliyor.  

Abdulgani Efendi’nin :  Mardin tarihi 

Ferdi Katip :  Mardin Artukluları Tarihi –

Ali Emiri : Notları

Hanna Dolapönü : Tarihte Mardin

 

MARDİN’DE KARAKOYUNLULAR DÖNEMİ

Bayraklarında Karakoyun bulunurdu. Anavatanları Türkistan’dan Azerbaycan’a, Azerbaycan’dan da Musul, Erbil, Sincar ve Kerkük taraflarını zaptedip buraya yerleşen bir Türkmen aşiretidir. Liderleri Bayram Hoca, Bayram’ın oğlu Durmuş, Durmuş’un oğlu Kara Mehmet ve Kara Mehmet’in oğlu KARA YUSUF’tur.

1409  yılında Mardin’e el koyan Karakoyunlular’ın lideri Kara Yusuf, 1410’da Azerbaycan’ı başkent edinerek Mardin’i de Azerbaycan’a bağladı ve buraya nökerlerinden (yaver) Tanrıvermiş’i vali olarak atadı.

Mardin, yaklaşık olarak (Osmanlılara kadar) Azerbaycan’ın bir vilayeti olarak kaldı.

Kara Yusuf, Timur’un oğlu Şah Ruh’la savaşmaya giderken,  Azerbaycan’ın başkenti Tebriz ile Endican arasında vefat etti. Cenazesi çadırda üç gün kaldı. Askerleri hazinesini yağmalayıp dağıldılar. Saltanatı on dört yıl sürdü.

Kara Yusuf’un yerine oğlu İskender geçti. (1420)  İskender, kardeşi Cihanşah’ın kışkırtması sonucu, kendi oğlu Kubat tarafından öldürüldü. (1437)

İskender’in yerine kardeşi Cihanşah geçti. 1467 68 de Diyarbakır’a vali olarak atadığı Akkoyunlu Uzun Hasan tarafından büyük bir olasılıkla Dunaysır’da (Kızıltepe) idam edildi.. Bundan kısa bir süre sonra da Karakoyunlular yıkıldı. (Mardin’in son Karakoyunlu valisi Emir Nasır idi.

Karakoyunluların Mardin ve çevresine hakimiyetleri yaklaşık 70 yıldır. Mardin ve çevresinde hiçbir eserleri yoktur.

KARAKOYUNLULARA AİT NOTLAR:Karakoyunlu Kara Yusuf, Timur’un önünden kaçarak Osmanlı İmparatorluğunun dördüncü padişahı Yıldırım Beyazıt’ta sığındı.  Yıldırım ile Timur arasında 1402’de meydana gelen Ankara Savaşı’ına sebep oldu.

Karakoyunlu lideri  Cihanşah, Oğlu Ali Beg’i Tebriz’de uzun süre hapsetti. Kendisine karşı isyan eden diğer oğlu Budak’ı  diğer oğlu Mirza Muhammed’e öldürttü.

Karakoyunlu Türkmenlerin Mardin’deki son valisi Emir Nasır olup. Osmanlı Padişahı 2.Murad’ın manevi yardımına rağmen Mardin’i Akkoyunlu Türkmenlerden kurtaramadı.

Karakoyunlu Türkmenlerin lideri Cihanşah’ın emriyle Mardin’in Akkoyunlulardan kurtarılması amacıyla Rüstem Tarhan komutasında gönderilen Karakoyunlular ordusunun tüm çabaları da Dunaysır’da (Kızıltepe) sonuçsuz kaldı.  (1451)

Abdulgani Efendi’nin  : Mardin tarihi 

Ferdi Katip: Mardin Artukluları Tarihi –

Ali Emiri : Notları

Hanna Dolapönü :Tarihte Mardin

MARDİN’DE AKKOYUNLULAR DÖNEMİ : Akkoyunlu Uzun Hasan döneminde Mardin, Akkoyunlular’ın eline geçti.

Abdulgani Efendi’nin Mardin Tarihi adlı eserinde belirtildiği üzere Uzun Hasan, Ali Bey’in oğlu, Ali Bey’de Osman Bey’in oğlu olup, anavatanları Türkistan’dan Kara Yölük  veya  Bayındırlı adı verilen aşiret ve kabileleriyle gelip Diyarbakır’a yerleşmiş bir Türkmen aşiretidir.

Kara Osman Beg, Timurleng’le bir olup Anadolu’da tahribat yaptı, Timurleng’in yanında Yıldırım Beyazıt’la yapılan 1402’deki Ankara Savaşına katıldı, Artuklu Hükümdarı Sultan İsa’yı 1406’da şehit etti ve bütün bunlara mükafat olarak Timur tarafından kendisine Diyarbakır  idaresi verildi.

Kara Osman Beg, 1435 yılında Karakoyunlu Kara Yusuf’un oğlu İskender’le Erzurum yöresinde savaşırken bir çukura düşüp öldü ve oraya gömülmüşken üç gün sonra İskender tarafından mezarı açtırılmış başı kesilerek Mısır’da hüküm süren Çerkezlerin lideri Barsbay’a gönderildi.

Osman Beg’in yerine torunu Hamza  Beg  bin Ali geçti. Bunun da 1438’de vefat etmesiyle (mezarı Mardin’deki Büyük Hamza camisindedir.)

Yerine kardeşi Cihangir, Diyarbakır ve Mardin’e vali oldu. 1451’de Kardeşi Uzun Hasan tarafından öldürüldü. Mardin’deki Kasımiye Medresesinin  yanındaki Cihangir Türbesine gömüldü.

Cihangir, Uzun Hasan tarafından öldürüldükten sonra Mardin’e emir olarak Cihangir Bey’in oğlu Hamza (Hamza i sagir) geçti. (mezarı Mardin’deki Küçük Hamza camiindedir.)

Uzun Hasan, kendisini Diyarbakır valiliğine atayan Karakoyunlu lideri Cihanşah  ve Cihanşah’ın yerine geçen oğlu Ali Bey’i öldürüp Karakoyunlu Devletini ortadan kaldırdı. Azerbaycan’ ı ele geçirip başkent Tebriz’de oturdu ve Mardin ile Diyarbakır idarelerini de amcası Kasım Beg’e verdi. Kasım Padişah olarak da anılan Mardin Valisi Kasım Beg, 1505 yılında Akkoyunlu Hükümdarlarından Uzun Hasan’ın torunlarından Elvend Beg tarafından Mardin’de şehit edildi. Mezarı Mardin’de kendi adıyla anılan Medresededir.

Akkoyunluların Diyarbakır ve Mardin’deki egemenlikleri yaklaşık olarak 48 yıldır. Mardin ve Diyarbakır’da bir çok eserleri vardır.

 

 

MARDİN’DE SAFEVİLER  DÖNEMİ

Şeyh Haydar öldürüldükten sonra yerine oğlu Şeyh İsmail geçti.  

Bir çok yerleri ve Azerbaycan’ı dayısı oğlu Akkoyunlu Elvend Bey’den aldıktan sonra kendisini Şah olarak ilan etti.

1507’de Akkoyunlu Murat Bey’i yenerek Akkoyunluları ortadan kaldırdı dolayısıyla Mardin’i de alarak buraya Süleyman Han’ı (Kızıltepe’de öldürülen Karahan Bey’in kardeşi)  vali atadı.

Şah İsmail’in işi azıtarak Anadolu’ya sarkıntılık etmesi üzerine Yavuz Sultan Selim’in duruma müdahale etmesine neden oldu; 1514’teki Çaldıran Savaşıyla Safevi Devletini ortadan kaldırdı ve böylelikle Mardin Osmanlı  İmparatorluğu topraklarına katılmış oldu.

NOT: Şah İsmail’in değerli komutanı ve aynı zamanda da eniştesi olan Karahan Bey, Mardin’i ikinci kez işgal etmesi üzerine, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in ünlü komutanlarından olan, aynı zamanda Mardin ve Diyarbakır fatihi olarak da bilinen Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından Dunaysır’da (Kızıltepe) yapılan şiddetli bir savaşta  öldürüldü ve öldürüldüğü yere anıt yerini tutan Osmanlı yapı tarzı bir kubbe yaptırıldı. (bu kubbenin içinde de Karahan Bey’in türbesi bulunmaktadır.) Bu türbe halen mevcut olup halk arasında Şahkulubey türbesi olarak bilinir. (15 - 20 Mayıs 1516)

MARDİN’DE OSMANLI   DÖNEMİ

Safavilerin  Mardin’deki valisi  Karahan  Bey’in kardeşi  Süleyman Han idi.(Safavi Türkmenlerinden) Bıyıklı Mehmet Paşa, 1516’da Mardin’in üzerine yürüdü. Bir yıl savaştığı halde Mardin’i fethedemedi.

Ancak bir yıl sonra Yavuz Sultan Selim, Mısır’da iken Mardin’in fethedilip Osmanlı topraklarına katıldığı müjdesini alarak çok sevindi. (7.Nisan.1517)

(OKUMA PARÇASI) 

EVLİYA ÇELEBİ MARDİN’DE

16.yy.da yaşamış Türk gezgini Evliya Çelebi, Mardin’e geldiğinde şehre hayran kalarak duygularını şu şekilde ifade etmiştir:

“Ben bu kadar yer gezdim, bu kadar şehir gördüm lakin Mardin Kalesi kadar böylesine ihtişamlı, zor fethedilir bir kale görmedim.”

Evliya Çelebi’ye göre; Bu heybetli yapının yer altındaki mağara ve mahzenlerinde tahıl saklanır, sarnıçlarında ise su biriktirilirdi.

Ayrıca Evliya Çelebi, Mardin Kalesi’nin Hz.Yunus tarafından yaptırıldığını da iddia eder.

 

OSMANLI DÖNEMİNE AİT NOTLAR

Mardin  Hakimi olan ve Köse Paşa olarak da bilinen Mehmet Beg zamanında Mardin’de ilk kez sayım yapılarak Nüfus yazdırıldı. Haziran 1835’te yapılan bu ilk sayımın verileri şöyledir: Emineddin, Necmeddin, Yenikapı, Tekiyye, Ulucami, Çabuk, Şeyh Şeyhullah, Şehidiye, Gül, Latifiye, Medrese, Diyarbakırkapı ve Savurkapı adlı 13 mahallede alınan sonuçlar şöyledir:

a)Müslüman evlerin sayısı ; 1816

b)Hıristiyan evlerin sayısı ; 1809,

c)Yahudi  evlerin sayısı ;     18  olarak ayrıca bu evlerde erkek nüfusu olarak da:

2943 Müslüman, 3190 Hıristiyan ve 50 Yahudi.

Ve sonuç olarak; Mardin’de 3643 hane ile 6183 erkek nüfusu tespit edilmiştir.

Mardin Osmanlılar döneminde iki kez Diyarbakır’a, 1839’da bir kez Musul’a geri kalan dönemlerin hepsinde idari  olarak Bağdat’a bağlı  kaldı.

Abdulgani Efendi’nin :  Mardin tarihi 

Ferdi Katip: Mardin Artukluları Tarihi –

Ali Emiri  : Notları

Hanna Dolapönü :Tarihte Mardin

 

 

(OKUMA PARÇASI)

KARACAOĞLAN MARDİN’DE

 

Türk Halk Edebiyatı’nın  en büyük simgelerinden olan Halk Aşığı Karacaoğlan,  XVII.Yüzyılda elâ gözlü sevgilisini her tarafta ararken yolu Mardin ve Osmanlılar döneminde adı Koçhisar olan Kızıltepe’ye de düşer ve elâ gözlü sevgilisini bu yerlerden  şöyle sorar:

 

Mardin’den de Karacaoğlan Mardin’den

Çeken bilir ayrılığın derdinden

Hasandağın Koçhisar’ın ardından

Acep gezsem elâ gözlüm var mola?.

 

 

 

 

(OKUMA PARÇASI)

MUSTAFA KEMAL MARDİN’DE

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, 1917 yılında Suriye-Filistin cephesinde Albay rütbesi ile 7. ordu komutanıyken,  İstanbul’a gitmek için,  Şam’dan yola çıktı ve dinlenmek üzere Mardin’e uğradı. Burada halk tarafından büyük bir sevinçle karşılandı ve aynı zamanda büyük şerefle  ağırlandı.

Mardin, Mustafa Kemal’e uğur getirdi, çünkü  Tuğgeneralliğe  terfi ettiğini müjdeleyen telgrafı burada aldı ve Albay olarak geldiği Mardin’den  Tuğgeneral olarak ayrıldı.

Bu olay, her yılın 13 MART günü Mardin’de  “ŞEREF GÜNÜ” olarak coşkuyla kutlanır.

 

 

 

(OKUMA PARÇASI)

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA MARDİN

Kurtuluş Savaşı yıllarında ilk olarak İngilizler Mardin’i almak istediler. Bu yıllarda Irak’ta bulunan İngiltere’nin siyasi temsilcisi Nuel Mardin’e gelerek ve şehrin siyasi yollarla, İngiltere’ye teslim olmasını istedi. Ancak kendisine gereken yanıt verilerek  Irak’a eli boş gönderildi.

Yıl 1919. Mustafa Kemal, Erzurum’da ilk kongresini yaptığı günlerde idi. Yurt çapında Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Mardin’de eli silah tutan herkes cepheye gitmişti. Mardin’de sadece kadınlar, çocuklar ve henüz silah altına alınmaya müsait olmayan bir avuç genç nüfus kalmıştı. Bu bir avuç insan da Mustafa Kemal’in direktifleriyle küçük de olsa bir milis gücü kurmuştu.

Bu durumu bilen Fransa’nın Suriye’deki komutanı Norman, şehri barışçıl yollardan teslim alabileceğini varsayarak birkaç subaydan oluşan küçük bir heyetle Mardin tren istasyonuna indi. Buradan kent merkezine doğru Belediyenin yolunu tuttu. Ancak yolda hiç beklemediği atlı ve silahlı kişileri görünce hayret etmiş  ve  tedirgin olmuştu. Biraz daha ilerleyince yüksek yerlere kurulmuş çadırları ve bu çadırlardan büyük çaplı silah namlularını görünce yanındakilere bunların ne olduğunu sordu. Yanındakiler de bu çadırların, silahlı askeri birliklerle dolu olduğunu söyleyince bir tedirginlik duymuş  fakat bunu da  belli etmemeye çalışarak  belediyeye gitmişti.

Norman, belediyede Mardin Heyetine Fransa’nın büyüklüğünden bahsederek şehrin teslim olmasını istedi. Mardin Heyeti:

“Mardin’in 1077 yılından beri bir Türk şehri olduğunu ve şehrin çevresinde savaşa hazır askerlerin mevzilendiğini halkın ise galeyana gelmiş olduğunu ve bunları zaptetmenin mümkün olmadığını”  bildirdi. Heyetler, içerde görüşürken dışarıda ha bire silahlar patlatılıyor,

”Norman’ı bize verin öldürmek istiyoruz!.” Şeklinde Bağırma ve gürültülerle Fransızların olumsuz şekilde etkilenmeleri sağlanıyordu.

Bu durumda Norman telaşlanarak kendisinin ve heyetinin can derdine düştü. Mardin heyetinden, can güvenliğinin sağlanarak tren istasyonuna kadar kendisine eşlik edilmesini rica etti. Mardin heyeti, onları konuk sayarak bu ricalarını kabul etti ve kendilerini silah sesleri arasında istasyona getirirlerken, Norman, Diyarbakırkapı mahallesinde bulunan Amerikan Koleji’nin Amerikalı Bayan Müdürü MİS FİNENGE’NİN makamına giderek onunla görüşmek istediğini bildirdi. MİS FİNENGE, Türkiye ve Müslümanlar aleyhinde dolaplar çevirdiği için Mardinliler tarafından sevilmezdi. Bu yüzden Mardinliler bu görüşmeye de şiddetle tepki gösterince Norman, Mis Finenge ile görüşmeden, İstasyona doğru yoluna devam etmek mecburiyetinde kaldı. ( Norman’ın, Mardin Serüveni, yaklaşık 8 saat sürmüştür.)  

Aslında Fransız heyetinin amacı,  buradan Diyarbakır’a geçip orayı da teslim almaktı. Fakat halk kendilerine saldırıp, Mardin  Kalesine çekilmek üzere yanlarında getirdikleri Fransız bayrağını da parçalayıp ayaklarıyla çiğnediklerini görünce, korkudan  Diyarbakır’a gitmekten  de vazgeçtiler.

                                                  ***

 

Aslında  Fransız heyetinin şehrin sırtlarında görmüş olduğu o çadırlar tamamen boş, bu çadırlardaki  namlu görünümündeki cisimler ise soba borularıydı. Belediyenin çevresinde patlatılan silahlar ise üç beş tane silah, ”Norman’ı bize teslim ediniz!” şeklinde nara atanlar ise, kuru gürültü yapan birkaç kişiden ibaretti..

Böylelikle Mardin, sessiz, silahsız, kan dökülmeden ve işgal edilmeden çok ilginç bir şekilde düşmandan kurtulmuştur.

Mardinliler, her yılın 21 KASIM  gününü “Mardin’in Kurtuluş Günü” olarak büyük bir heyecanla kutlarlar....          

 

NOT: Mardin’in Kurtuluşu Mustafa Kemal kadar, Mareşal Fevzi ÇAKMAK’I da çok sevindirmiş ve Mareşal Fevzi ÇAKMAK,  26 TEMMUZ 1919 tarihinde Mardin’deki yetkililere kendi imzasıyla telgraf çekerek bu olayı kutlamıştır.

 

NOT

Yukarıda Mardin’deki Amerikan Koleji Müdürü MİS FİNENGE’DEN bahsederken “dolaplar çeviren, saman altından su yürüten” biri olarak tanındığını yazmıştım. MİS FİNENGE bu olumsuz yönüyle halen Mardinlilerin unutamadığı bir insandır.

Örneğin:  dolaplar çeviren, saman altından su yürüten, sinsi ve  kurnaz bir bayan için:

 “Seni gidi! MİS FİNENGE seni ! “ Sözü bugün bile Mardin’de deyim olarak kullanılmaktadır.

 

CUMHURİYET DÖNEMİNDE MARDİN

*  23Nisan 1920 ‘de Mardin’i TBMM’de temsil eden ilk milletvekili; 1889 ile 1974 yılları arasında yaşamış Türk Edebiyatının ünlü yazarlarından Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU’ DUR.

*  1923’ te göreve başlayan Vali Abdülfettah BAYKURT, Cumhuriyet döneminin Mardin’e atanmış ilk valisidir.

 

(OKUMA PARÇASI)

 

MARDİN’DE  BİR GEZİNTİ

 

Ve bir Ramazan ayı daha.. Ramazan aylarının beni en çok etkileyen yönlerinden birisi de   bana hep geçmişi anımsatması ve onun da ötesinde ruhumu; hiç görmediğim, bilmediğim geçmiş yıllara hatta tarihi bilinmeyen çağlara kadar taşıması ve gezdirmesidir. Bu kutsal ay, benim için sanki geçmişe tutulan bir aynadır.

 

                           *   *   *

                                                                                                               

Tarihi Mardin Kalesi'ne bakıyordum:  Sümer Kralı Logazekiz'i gördüm. Başında bulunan som altından tacıyla kaleyi denetliyordu. Arkasındaki topluluğa dönmüş, kaleyi göstererek, bir şeyler anlatıyordu ve aniden gözden kayboldu.

 

                      *   *   *

 

Babil kraliçesi Semiramis geliyor, gururlu, başı göklere değercesine gururlu. Arkasında yüzlerce asker, çevresinde yaverleri. Yaverlerinden birine, bir şeyler söylüyor. Yaveri, birkaç askerin taşıdığı som altından bir kafesi getirtip, Semiramis'in önüne bıraktıktan sonra,  saygıyla geri çekiliyorlar, Semiramis, koynundan çıkardığı altın bir anahtarla, bu kafesin kapısını açıyor, altın kafesin içinden çıkan  güvercinler, havalanmaya başlıyor. Arka arkaya havalanan bu güvercinler, Erdoba (Mardin)  kalesinin üstünde küme küme bir çember oluşturuyorlar. Siyahlı, mavili, bembeyaz, rengarenk cins cins güvercinler, Semiramis'in onuruna yükseliyorlar, taklalar atarak alçalıyorlar, süzülüyorlar ve havada gösteriler yapıyorlar, sanki kendilerini, bu eşsiz kraliçeye beğendirmeye çalışıyorlardı.

 

                                *  *   *

 

Mardin halkı, o gün en güzel elbiselerini giyinmiş ve sokaklara dökülmüşlerdi. Yolun her iki yanı heyecanlı insanlarla doluydu. Her taraf, ana baba günüydü. Çünkü o gün, Büyük İskender, Mardin'den ayrılacaktı ve halk da onu görmeye gelmişti. Biraz sonra Büyük İskender, Mardin'in Zınnar bahçeleri arasında bulunan Vadi-i Sefa’daki konağından çıktı. Atına binerek, konaktan ayrıldı. Ardında büyük ve gösterişli bir ordusu vardı. Birazdan halkın arasından geçti, o anda, yer yerinden oynadı. Bağırmalar, çığlıklar, ıslıklar birbirine karıştı. Büyük İskender,  atı üstünde dimdik duruyordu. At da, böyle bir kralı sırtında taşıdığı için mutlu görünüyordu. Büyük İskender, Çok gençti ve heybetli bir görünüşü vardı. Çok mağrurdu. Hafifçe gülümsüyor ve halkı kibarca selamlıyordu. Herkes etkilenmiş ve duygulanmıştı; Hey gidi Büyük İskender hey!.. Makedonya Kralı İskender, Aristo'nun terbiyesiyle yetişmiş, Filip'in  oğlu koca İskender, namı tarihlere sığmaz, dünyayı dar bulan Büyük İskender! “Koca İskender ve Mardin'!..”Aslında bu büyük bir olaydı. Bu eşsiz bir destandı ve dünya durdukça bu destan o günün  heyecanıyla hep okunacaktı.

 

                                        *   *   *  

 

Parıldayan kılıç ve kalkanlarıyla resmi geçit yapan Romalılar, kalenin önünden selâm vererek geçiyorlar. Büyük önem verdikleri Mardinom’a (Mardin)  atadıkları komutan,  Arsus'un bircik kızı Meri'nin doğum gününü kutluyorlardı.

 

                                    *   *   *

 

Mardin halkı, bugün çok telaşlıydı, gözlerinde endişe vardı, İslâmiyet adı verilen bir din doğmuş ve bu dine mensup askerler, Mardin'i kuşatmış bulunuyordu. Bu yüzden herkesin içine bir korku düştü. Çok kısa bir süre içerisinde bu askerler, Mardin'i fethettiler bile. Ama herkesin korkusu boşa çıktı. Çünkü gelen askerler, çok iyi idi. Hepsinin gözleri gülüyordu. Terbiyeli idiler. Kimsenin malına, ırzına dönüp de yan bakmıyorlardı. İçlerinden sesi en güzel olan biri, ezân okur sonra hep birlikte saf tutup namaz kılarlardı. Mardin ahalisi hayretler içerisindeydi. Gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bu orduyu, savaşmak için değil, sırf İslamiyet dinini tebliğ etmek amacıyla, yeryüzündeki Müslümanların halifesi ve dini lideri Hz. Ömer göndermişti. Ayrıca Mardin’deki Süryanilere dokunulmaması ve zarar verilmemesi hususunda bir ahitnâme ile gelen bu ordunun başında da Hz. Ömer'in çok güvendiği, dirayetli, iyi niyetli, cesur ve iyi bir komutan olan İlyas Ibın Ganem bulunmaktaydı. Bu Orduda, Arapların dışında başka kavimden olduğu anlaşılan küçük bir müfreze vardı. Bu da Türkmen aşiretlerinden oluşuyordu.  Yer sofrasına, Arap askerleri bağdaş kurarak, Türkmenler ise diz üstü çökerek, otururlardı. Arap askerleri, zaman zaman üşümelerine karşın Türkmenler hiç üşümez, bu yüzden onlara hayran kalan Arap askerler, şaka yollu olarak, Türkmenleri taklit edercesine "azıcık savuk" sözünü dillerine dolamışlardı. Araplar, Türkmenlere kardeş anlamına gelen "Ya gardaş" veya "Ya kardaş" şeklinde seslenirlerdi. Mardin ahalisi bile bu yeni gelen askerleri sevmeye başladı. Onlara cesaret geldi. Ama ayrılık günü gelip çatmıştı. İbni Ganem, herkese İslam dinini tebliğ etti ve Mardin idaresini, Meri ile Amud'a bırakarak başka diyarlara doğru yola çıktı.

 

                      *   *   *      

 

Maristan Külliyesinde büyük bir izdiham yaşanıyordu; zira  İLGAZİ Bey, ile ağabeyi Sokman Bey, buralara gelerek, babaları Artuk Bey ile dedeleri Alparslan için mevlit okutma hazırlığındaymışlar. Daha yeni savaştan döndükleri için, yorgun idiler bu da  gözlerinden okunuyordu.

 

                                   *   *   *

 

Kaleden biraz daha aşağılara doğru, Kendi yaptırdığı Site-i Radiyye Medresesi'ndeki annesinin mezarı başında, hatim indirmekte olan Kutbeddin İlgazi'yi görüyorum. Besbelli buradan da, inşaat işlerini denetlemek üzere Ulu camiye doğru gidecektir.

 

                     *   *   *

 

Şehidiye Camisi'ne doğru geldiğimde Caminin avlusunda bir kalabalık görüyorum. Dikkatlice baktığımda bu kalabalığın ortasında, sırtındaki kaftanı ile başındaki kavuğundan tanıdığım Artuk Arslan Bey'i görüyorum. Sağ yanında sekreteri ünlü tarihçi Ebu Fida, sol yanında da ünlü bilgin Ebu-l Iz El Cezeri duruyordu. Yanlarına varıp kulak misafiri olduğumda; El Cezer'inin, yeni yaptırdığı otomatlardan bahsettiğini duydum. Onu dinleyip tebrik eden Artuk Arslan, çevresine dönerek  yaptırmayı tasarladığı bayındır eserleri anlatmaya devam etti.

 

                             *   *   *

 

Şar Mahallesinin girişinde ise Muzaffer Karaarslan’ı  kendi adına henüz yeni yaptırdığı  Belka Medresesi’ni gezerken buldum. Yanında da  kim olduğunu sonradan öğrendiğim Venedikli ünlü gezgin Makro Polo   konuk olarak  bulunuyordu.

 

 

 

Melik Mansur'un onuruna, bu akşam iftar saatinden sonra, Firdevs köşkünde  düzenlenecek eğlence için, Mısır'dan getirtilen sanatçılar,  rakkaseler, duygu yüklü Rihanî ve coşku dolu malayya oyun havaları eşliğinde  son prova çalışmalarını  yapıyorlardı.

 

                                 *   *   *

 

Bugün “Halkla Buluşma Günü” dür. Ta uzaktan kısa boylu, tıknaz, esmer tenli, güler yüzlü Melik Salih’i görüyorum. Arkasında saygılı bir edayla yürüyen kırk erkek evladı ile sağ yanına da Mardin’i ziyaret etmek amacıyla buraya, konuk olarak gelmiş bulunan, Arap asıllı, Faslı, büyük gezgin Ibın Batuta bulunmaktadır.  

 

                     *   *   *

 

Birkaç yüz metre daha ilerledim, Sultan İsa'yı eşsiz  Zinciriye Medresesi'nin önünde muhtemelen cemaate kıldıracağı ikindi namazı, için Abdest alırken gördüm. Ancak çok sevinçli bir hâli vardı.  Vezirlerinden  Feyyaz bin Emir’e yaklaşarak Melik’in niçin bu kadar sevinçli olduğunu soruyorum.  Feyyaz bin Emir, gülerek, bana Emir ul umara İsa’nın konuğu olan  Kara Yusuf’un hamile eşinin,  Cihanşah adı verilen bir erkek çocuk dünyaya getirdiğini, Melikin de bundan dolayı çok sevinçli olduğunu anlatıyor   

 

                            *  *   *

Daha da kimlerle karşılaştım kimlerle; Savaş hazırlığı yapan Cihanşah, Tanrıvermiş ve Kara Yusuf'un son Mardin Valisi Emir Nasır'la karşılaştım

 

O da ne? Cihangir Bey'in  yüzünden düşen bin parça oluyor. Belli ki ağabeyi olan, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'la bir daha atışmışlardı.

 

Öfkesi yüzünden okunan Büyük Hamza'yı ve Babasının yerine geçmek için hazırlık yapmakta olan  Cihangir Bey’in oğlu Küçük Hamza'yı görüp karşılıklı selamlaştık.

 

 Kasım Padişah olarak nam yapmış olan, Mardin Valisi Kasım Bey, kendi adıyla anılan Medresesinde idi. Uzun Hasan'ın torunlarından Elvend Bey'le, başı dertteymiş gibi geldi bana. Çünkü çok düşünceli duruyordu. Yanında da yardımcılarından ve aynı zamanda yeğeni olan İbrahim Tekiyye bulunmaktaydı. Medresenin iç taraflarına göz gezdirdiğimde ise İbrahim Bey’in eşi Hatice ile Kasım Bey’in sevgili kızları olan Ravza ile Fahriye Hanımların kendi aralarında bir şeyler fısıldanmakta olduklarını gördüm. Gözlerindeki endişe ise gerçekten dikkat çekiciydi.  

 

                            *   *   *

 

Bu sabah Safavi Türkmenlerinden Süleyman Han,  çok heyecanlıydı. Galiba Kızıltepe'de, Osmanlı Komutanı Bıyıklı Mehmet Paşa ile savaşmakta olan kardeşi Karahan Bey'in, yardımına gitme telaşındaydı, Ama daha yola çıkmadan, karşılaştığı Osmanlı Paşasına, şehri teslim ederek alelacele Mardin'i  terk edip, Azerbaycan'a  geri döndü.

 

                                *   *   *

 

Ve üzerinde pırıl pırıl üniformasıyla Mustafa Kemal'i gördüm. Omuzlarındaki apoletlere baktım. Albay rütbesini taşıyordu. gururluydu, heyecanlıydı. Çevresini saran; heyecanlı, sevinçli  ve coşkulu Mardinlilere, bayramın yaklaşmakta olduğunu ve bu bayram için gerekli bir takım hazırlıkların  yapılması için  tavsiyelerde bulunuyordu.

 

 

 

DİP NOT :

 

LOGAZEKİZ   : (M.Ö.2850) Sümer Kralı.

 

SEMİRAMİS    : Babillerin efsanevi kraliçeleri.M.Ö.1916'da hüküm sürdü.

 

ERDOBA           : Mardin’in Asurlular dönemindeki adı.

 

MARDİNOM     : Mardin’in Romalılar dönemindeki adı

 

MERİ         : Romalılar döneminde Mardin sahibi olarak    Romalılar döneminde Mardin sahibi         olarak bilinen Arsus adlı Romalı bir komutanın kızı olup daha sonra kendisi Mardin’e hâkim oldu.

 

MARİSTAN KÜLLİYESİ : Sokman Bey ile İlgazi Bey’in yaptırdıkları; camii,hamam,medrese,hastane ve kütüphanenin bir arada  bulunması. Buradaki camiin diğer bir adı da Sarı Camii’dir.

 

 

SOKMAN BEY :  (1099 - 1105) Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın torunu, Türkmen komutan Artuk Bey'in büyük oğlu, Mardin Artuklu Bey'lğinin 1.Hükümdarı.

 

İLGAZİ BEY    : (1105 - 1112) Sokman Bey'in kardeşi, Mardin'de Artuklu Beyliğinin 2.hükümdarı. Artuklu Türk Beyliğinin resmen kurulması ve Mardin’in başkent olması bunun dönemindedir. Mezarı Mardin’dedir.

                                   

KUTBEDDİN İLGAZİ (1165 - 1180) Mardin Artuklu Beyliğinin 5. hükümdarı. Mezarı Mardin’dedir

 

ARTUK ARSLAN (1204 - 1240) Mardin Artuklu Beyliğinin 7.hükümdarı.

 

MUZAFFER KARAARLAN (1206 – 1292)Artuklu Beyliğinin 9. hükümdarı.

 

MELİK MANSUR 4.NECMEDDİN GAZİ (1294 - 1240) Mardin Artuklu Beyliğinin 9.hükümdarı.

 

FİRDEVS KÖŞKÜ: Melik Mansur’un yaptırdığı ve bugün halen ayakta dimdik duran Mardin’de                                   tarihi köşk.

 

MELİK SALİH (1312 - 1367) Mardin Artuklu Beyliğinin 10 hükümdarı. Mezarı Mardin’dedir.

 

MELİK TAHİR İSA: (1367 - 1406) Mardin Artuklu Beyliğinin 17.hükümdarı. Mezarı                   Mardin’dedir.

 

CİHANŞAH: Bir Türkmen aşireti olan Karakoyunlu Türkmenlerin lideri Kara Yusuf'un oğlu                                          1405’te Mardin'de doğdu. Babasının ölümünden sonra Karakoyunluların lideri ve hükümdarı oldu. 

 

TANRIVERMİŞ : Karakoyunlu Kara Yusuf'un yaveri. 1410'da  Mardin valisi.

 

EMİR NASIR : Karakoyunluların Mardin'deki son valisi.

 

BÜYÜK HAMZA : 1438'de Mardin valisi, Uzun Hasan'ın kardeşi. Mezarı Mardin’dedir.

 

CİHANGİR :Akkoyunluların lideri Uzun Hasan'ın kardeşi, 1451'de Mardin valisi. Uzun Hasan tarafından şehit edildi. Mezarı Mardin’dedir.

 

KÜÇÜK HAMZA :Cihangir Bey'in oğlu 1451'de Mardin valisi. Mezarı Mardin’dedir.

 

KASIM BEY : Akkoyunlu lideri Uzun Hasan'ın amcası olup, 48 yıl  Mardin valiliği yaptı. 1505 yılında Uzun Hasan'ın torunu Elvend Bey tarafından şehit edildi.Mezarı Mardin’dedir.

 

SÜLEYMAN HAN : Safavi Türkmenlerinin hükümdarı olan Uzun Hasan'ın torunu Şah İsmail'in 1507'de Mardin'e atadığı vali.

 

KARAHAN BEY: Süleyman Han'ın kardeşi. Mezarı Mardin’e bağlı Kızıltepe’dedir. (Şahkulubey Türbesi)

 

BIYIKLI MEHMET PAŞA : Yavuz Sultan Selim'in  Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin fethiyle görevlendirdiği komutan.

 

 

                                                     *              *             *

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM FOLKLOR BÖLÜMÜ

 

Hele folklorunu

Asla deşemem

Deşmeğe kalksam da

Sonuca ulaşamam

 

KERVAN YOLU MARDİN

Mardin İpek yoludur

Mardin kervan yoludur

Tüm özellikleriyle  

O, öz Anadolu’dur.

 

 Mardin, Tarihi İpek Yolu’nun üzerindedir, onun da ötesinde yükseklerde ve İpek Yoluna hâkim durumdadır.

Ayrıca Şanlıurfa-Kerkük, Şanlıurfa-Musul, Diyarbakır-Kerkük, Diyarbakır-Musul Kervan yollarının kesiştiği bir noktada idi. Bütün bu kervanlar Mardin’e uğramadan, uğrayıp da konaklamadan yollarına devam etmeleri olanaksızdı.

 

Mardin kervan yolu

Yokmuş bu yolun sonu

Yar ardından bakarım

Kalp buruk gözler dolu.”

 

Mardin,  nice kervanlara, kervancılara, tacirlere, yolculara ev sahipliği yapmıştır.

Bu kervanların sadece mal taşıdıklarını sanmayınız. Bu kervanlar, mal ile birlikte; sevdalar, ayrılıklar, özlemler, umutlar ve  hüzünler de taşımışlardır.

 

Kervan gidiyor kervan

Gönlümü kaplar duman

Ayrıldık ayrılalı

Evimiz oldu viran.”

 

 

Yukarıda saydığım kervan yollarının dışında bir de Mardin-Halep hattı vardı. Mardin ve Halep arasında da aynı şekilde kervanlar işlerdi.

 

Halep’ten kalkan kervan

Mardin yolunu tutar

Al o yarimi getir

Beni bu dertten kurtar.

 

Bu kervanların konaklamaları için bir çok kervansaraylar yaptırılmıştır. Bunların bir kısmı yıkılmış bir kısmı da başka amaçlarda kullanılmak üzere bozuldukları için tanınamaz haldedirler. ;

Bunlar içerisinde, 17.yy da yaptırılmış ve bugün taksi garajı olarak kullanılan ana caddedeki bina (Sürûr Garajı), daha eski tarihli bugün Revaklı Çarşı olarak bilinen Revaklı Kervansarayı ile bugün yine pasaj olarak kullanılmakta olan Kayseriyye adı verilen kervansaraydır. Ayrıca buna ek olarak üç yol mevkiindeki tarihi bir yapı olan PTT binasını da sayabiliriz.

Mardin’in kervan yolu olarak ünü, Suriye ile sınırını çizen Güney demir yolu hattının döşenmesine kadar sürmüştür. (1917) Bu hattın diğer bir adı, Anadolu – Bağdat Demir Yolu’dur.  Halen faaliyette olan bu yolda haftanın üç gününde Bağdat - Anadolu arasında yolcu taşıma işi sürmektedir.